Her ne kadar yabancı kaynaklarda bahsedilen Trakya’nın ülkemizdeki Trakya olmasa bile Kırklareli belediye başkanı ile aynı fikirdeyiz. “Neden böyle Dünyaca ünlü bir savaşçının yaşadığı yer Kırklareli olmasın’’

Bence başkanım çok haklı. Şimdilerde iki tekerin üstünde yüzümüze gerçekler kadar sert vuran rüzgar eşliğinde tattığımız o litresi 5.66 tl den aldığımız özgürlük var ya işte binlerce yıl önce onun peşinden koşan adam bence de Kırklarelili. Hem neden olmasın?

Çünkü bu ülke de en özgür hissettiğim coğrafyalardan biridir Kırklareli.

Despot düzenin değnekçiliğini yaptığım 9-6 proteleter olarak bir haftasonum var benim şu aralar. Kutsal cumartesi benim için, erkenden kalkıp sandalyeyi, matı bağlayıp topcase’de bir poşetlik yer açmak ile başlar. Kendime en çok ihtiyacım olduğu zamanlar tercih ettiğim bir rotadır Trakya. Yanıma biraz cesaret, kaliteli birkaç ekipman alıp çıkarım yola.

 

 

 

Tem otoyolu Edirne yönünde başlar yolculuğumuz, evet sıkıcı bir otobandır ilk etabımız ama özellikle yeni aldığım bir motosiklet ile çıktıysam sınırlarını test ederim, kendimce ufak tefek testler yaparım bu yolda. Bahçeşehir Gişelerden itibaren Çerkezköy Çıkışı’na kadar yaklaşık 45 dk süren bir yolculuk ardından, ülkemin sanayi merkezi Çerkezköy’ün içinden geçerek Saray yönünde ilerliyoruz. Yeni yapılan çift gidiş ve çift geliş yarı keyifli bir yoldur kendileri biraz da rüzgarlıdır ama haberiniz olsun. Sarayın ardından yaklaşık 20 dk süren yolculuk ile kamyon sollamalarını saymazsak rahat bir yoldan Vize ilçesine ulaşıyoruz. Benim için asıl yolculuk bundan sonra başlıyor. Vize’ye değinecek olursak, peyniri çok güzel be abi. Denemediyseniz vize peyniri ile kahvaltı etmenizi tavsiye ederim. Neyse abi yemek programında değiliz yolculuğumuza devam ediyoruz. Vize-Kıyıköy yoluna şehir içindeki otogarın solundan devam ederek giriyoruz. Özellikle sonbaharda renk çeşitliliğine ilkbaharda ise yeşile doyabileceğiniz, orta kalite asfalta sahip ama yatıp kalkabileceğiniz virajlara sahip, her an orman içinden yola yabani hayvanın atlayabileceği çok çok keyifli bir yol. İlk 5 km’sinden sonra sağınızda size devasa rüzgar gülleri eşlik edecek. Bu yola ne kadar mutlu girersem gireyim her defasında yolun içinde kendimi terkedilmiş bir adam olarak hissediyorum, terkedilmiş ama kaygılarından kurtulmuş, üzerinden birçok yük atmış, kendine fazlasıyla değer vermeye ve zaman tanımaya çalışan bir adam.

Sizi ilk karşılayan yerleşim yeri Kömürköy oluyor, tatlı bir kahvesi var ve tonton amcaları ile. Genç nüfusa hiçbir zaman şahit olamadım bu köyde hele kış aylarında terkedilmiş korku filmlerine konu olan köy gibi. Ama aradığınız gıda ve içecek ürünlerini bulabileceğiniz bir yer. Kıraathanesinde dinlenebilir gerçek bir misafir gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Bundan sonra bir Dörtyol çıkıyor ki karşınıza nereye giderseniz gidin harika doğası olan yerler. Ben genelde düz devam etmeyi, Kızılağaç yönünde ilerlemeyi tercih ediyorum. İçerisinde Çift dere, Cehennem Şelaleri gibi yerleri barındıran güzel bir köyümüz. Bu dört yoldan sonra Kızılağaç Köyü’ne kadar olan yol biraz sıkıntılı, bol çukurlu yer yer mıcırlı ve yağış durumuna göre çamurlu, riskli.

Ev yapımı şarapları olan, bölgeye gelen kampçılara aşina misafirperver bir yer. İster dinlenirsiniz isterseniz alışveriş yapabilirsiniz yalnız biraz acele edin daha yolumuz var. Hadi abi hadi…

Kızılağaç çıkışı tam 5.6 km sonra sola ormanın içine giren bir yol var dilerseniz bu yoldan içeri 3 km devam edip kamp yapabilir, çoluk çocuk gidip mangal yakıp sonrasında elinize soda alıp trekkinge çıkabilirsiniz. Güzel bir dere geçer ortasından bu alanın ve adı Çiftdere’dir.

Neyse biz günübirlik çıktığımız için o yola sapmak yerine Sivriler yönünde ilerliyoruz. Bundan sonra ki yolda toz toprak çok, kereste taşıyan kamyonlar yüzünden de asfaltta bozulmalar haylice fazla, keyifli ama dikkatli olmakta fayda var. Sivriler köyünün girişinde sola keskin dönüşlü yoldan Demirköy’e yönüne ilerleyip, ormanın muhteşemliğinde virajlarda bakışı kaçırmadan devam ediyoruz. Eşşiz ağaç manzaralarına sahip bu yol Demirköy’e kadar profil fotoğrafı çekmek için çok müsait. Doğa, orman, yeşillik, çiçek böcek etiketlerini koymayı unutmayın, iyi beğeni getiriyor yabancı profiller tarafından.

Demirköy’den sonrası malum, TEK YOL İĞNEADA  desem de inanmayın. Bunun Velikası, Balabanı, Dupnisa Mağarası var. Ama benim için tek yol İğneada çünkü acıktım abi kaç km’dir yoldayız.

İğneada sahilde çok sevdiğim bir köfteci var yanında piyaz söylemeyi unutmayın. Malum sigara içiyorum çok, dünyanın sayılı longozlarından birinde ağaç altında manita edasıyla yüzümü okşayan rüzgarda biraz matı serip uyumak benim de hakkım. Biraz şekerleme, biraz soğuk içecek için Demirköy’den İğneada’ya uzanan o caaağnım virajları görmek,ağaçtan tünellerin içinden geçmek her insanoğlunun hakkı, kendinize bu hakkı verin ve temiz havayı içinize çekin.

 

Neyse dinlendiyseniz dönüyoruz. Gidonu geri Demirköy’e kırıyoruz. Elimizde tadılmış bolca özgürlük, deniz, orman, misafirperver köylüm ve instagramlık fotoğraflar ile. Ben dönüş yolunda Demirköy ve Poyralı’dan sonra Tozaklı, Cevizköy, Sütlüce ve Ahmetbey Köyleri üzerinden Misinli’ye oradan Muratlı’ya uğrayıp Tekirdağ’a dönmeyi tercih ediyorum. Ana caddelerden ise köy yolları bana ayrı huzur veriyor.

Tekirdağ merkeze döndüm çünkü güzel dostlarım yaşamakta burada. Akşamına motoru park edip dışarıya dostlarla birkaç kadeh bir şeyler içmek cidden bütün yorgunluğu alıyor. Sabahına ise alarmsız bir uyanma ile dönüş yoluna koyuluyoruz. Çorlu sapağındaki dinlenme tesisinin sucuklu yumurtası beni benden alıyor. Erken uyandıysanız Tekirdağ merkeze 1 saat uzaklıkta ki Uçmakdere’ye gidip viraj yapabilirsiniz ve köy kahvesinde çay içebilirsiniz bu arada. Ben evime dönüp pazartesi iş olduğu için dinlenmeyi tercih ediyorum.

Neyse sucuklu yumurtayı yedikten sonra geri koyuluyoruz yola. Önümüzde Silivri ardından İstanbul var.

İstanbul dediğime bakmayın Beylikdüzü’nde oturuyorum ben.

Bu rotayı tercih etmemde ki en büyük etkenlerden biride tabi ki Spartacus değil yakınlığı…

 

Ben sürdüğüm bu rotada genelde depoyu dolu tutmaya özen gösteriyorum. Çok güzel yerler görsek gezsek de akaryakıt istasyonu bulmakta fazlasıyla zorlanıyoruz çünkü güzellikleri görmek için bolca köy yollarına giriyorum. Büyük marketlerden ise köylüyü yerli esnafı kalkındırmak için ayrıca doğal olması için köy bakkallarından alışverişimi yapıyorum. Yanımda sandalye ve matımı kesinlikle taşıyorum. Bıçak ve bolca ip de çoğu zaman hayat kurtarabilir. Ekipmansız zaten olmaz. Özellikle yağış durumlarını göz önüne alarak yağmurluk bulundurmanızı tavsiye ederim. Bir de dönüşte instagramınızın güzel gözükmesi için şarjınızı full tutun, olmadı powerbank taşıyın.

 

Eğer sabah erken saatlerde kalkıp yola koyulursanız Tekirdağ merkeze tahmini akşam 20.00 gibi ulaşırsınız. Yapacağınız km 500 km’yi geçmeyecektir ve bol bol dinlenerek, yiyerek, içerek gideceğiniz için yorucu bir yol olmuyor.

Mekanda şişe açtırmasanız da, Kadıköy’de dans gecelerine katılmasanız da, moda sahilde çimlerde sabahlamasanız da, ev partilerinde ya da rakı sofralarında şarkılara eşlik etmeseniz de sizin içinde KUTSAL CUMARTESİ var bunu unutmayın.

Kişi kendisine hak ettiğini her zaman vermeli. Ben hak ettiğim en güzel şeylerin yol ve doğa olduğundan eminim. Bunları gerçekleştirirken de tabi ki motosikletiniz yanınızda olsun.

Sen ışıklar içinde uyu Spartacüs, sayende özgürlük diye bir şey olduğunu öğrendik.

Ve bulduğumuz her fırsatta onun peşinden gidiyoruz…