Motosikleti neden seviyoruz? Mantıklı bir insan cansız, insan ürünü mekanik bir demir yığınını neden bireyleştirip ona aşk duyar?

Motosiklet çoğumuz için bir ulaşım aracı ve kolaylık. Ancak bu ihtiyacımızı karşılamasının yanı sıra ruhumuzu besleyen tanımı çok zor bir yere sahip.

Hele de bu yazıyı bu duygulara uzak biri okuyorsa… Öyle ki, bu işin içinde olanlar şu an bu yazıyı bıraksam kendileri devam edebilir. Öyle evrensel bir his. Ama ben buna uzak insanlarla konuşmayı daha anlamlı buluyorum.

Küçükken çoğumuzun en sevdiği oyuncağı vardı. Belki bir ayıcık, belki bir bebek bir araba bir herhangi bir şey. Onu kişileştirir, öyle severdik. O üzülürdü, sevinirdi. Geceleri bizi korurdu. Duyguları vardı bizi severdi biz de onu severdik.

Şimdi büyüdük ve hayatlarımıza gerçek insanlar girdi. Üzüldüler, sevindiler. Onları sevdik. Onlar da bizi sevdi. Ya da bazen sevemedi… Buradan sonrası biraz benim şahsi düşüncelerim olacak.

Ben hayatımdan kimi çıkardıysam, hayatımda ne ters gittiyse yerleri boş kaldı. Oraya çeşitli şeyler koymaya çalıştım. Bir dönem müzik koymaya çalıştım bateri çaldım, bir dönem fotoğrafçılık koymaya çalıştım, Canon 550d koydum. Hep mekanik cansız şeyler.

Çünkü onlar insana yalan söylemez. Sizi aldatmaz. Arkanızdan iş çevirmez. Kafalarında size söylemediği fikirleri yoktur. Tamamen sizin için üretilmiş ve her hücresiyle size ait varlıklardır. Böyle bir şeyin canı yoksa da o saatten sonra siz ona can veriyorsunuz zaten.

O sizin için canlı bir şey oluyor. Uzun yolda çıkardığı ‘yoruldum’ sesleri, yeni çalıştırdığınızda rölantide ara ara ‘hala ısınmadım’ın öksürme sesleri…

Aynı çocukken bir cinsiyeti dahi olmayacak kadar saf bazı oyuncaklarınızı çok sevmeniz gibi. (Öyle diyorum çünkü benim hala birlikte uyuduğum ayımın ne adı var ne cinsiyeti. Hiç öyle düşünmemiştim.)

Bir kere istekleri çok masum: ”Benzinimi/yağımı koy, bakımlarımı yap. Temiz bırak. Ve ben de sana eğlencenin dibini ekmekle sıyırtayım!” bunu söylüyor alet bize.

Ne itaat bekliyor ne başka bir şey. Bırak bir köşede aylarca seni bekler. Çalışmazsa ufak birkaç bakımını yap gönlünü al. Unutur gider sana kin gütmez bile. Hangi insan bunları sana verebilir bir söylesene? Hangi canlı?

Ancak şöyle bir soru geliyor aklıma ki bunun cevabını ben de bilmiyorum. Peki neden motosiklet? Tüm bunları sana bir surfboard da verebilir. Bir yamaç paraşütü de verebilir. Sizi heyecanlandıracak, hayatın düzlüğünde rölantide kalmış içinize ara gazı çektirecek ne varsa olur işte.

Bu bir Canon 550d bile olabilir. Sizi neyin heyecanlandırdığına bağlı. Ancak hala neden motosiklet onu bilmiyorum. Neden bir dalış tüpü değil mesela? Bilmiyorum. Belki de onlar henüz tanışmadığımız sevgililerimizdir 😉 Ama bence içlerinde en imkana uygun ve daha kolay ulaşılır olanı motosiklet. Belki bu yüzden…

Ve şu bir gerçek ki, bu aşk duyduğumuz aletleri çoğumuz çocuğumuz kadar değer veriyoruz. Çoğumuz ailemiz kadar, bir sırdaşımız kadar, kendimiz kadar çok seviyoruz. Gözlerimizi kapatınca aklımızın bizi götürdüğü o yer kadar çok seviyoruz.

Bunları motosiklet süren insanlar zaten biliyor. Ben bu duyguya uzak insanlara anlatmayı daha keyifli buluyorum 🙂

Söylemek istediğim bir güzellik daha var. Motosiklet sizi, sizin gibi insanlarla birleştirir. Ben bundan o kadar memnunum ki, artık benimle yakından uzaktan alakası olmayan boş arkadaş gruplarından arınıp, gerçekten bir şeyler paylaştığım daha nadide bir arkadaş listem oluştu.

Bu bana motosikletin kattığı en güzel şeylerden biri. Artık bir kafede çay kahve içip ‘ee daha daha’ muhabbetlerine girmiyorum. Herkesin elinde telefon olan alakasız insan topluluğu arkadaş gruplarım yok.  Artık daha gerçekçi arkadaşlarım var 🙂

Vaktimi beni daha mutlu eden şeylere harcıyorum. Yapmam gerekenleri yapmaya harcadığım vakitler dışında hayatım daha istediğim şekilde ilerliyor. Eğlenceli, unutulmaz, özgür…